Recent Posts

19 Mar 2009

PARMAK UÇLARINDA

nasıl açılır çiçekler bahar geldi mi
nasıl açılır ha, nasıl açılır bir kadın
nasıl ister bir adam, nasıl bir kadını
nasıl patlar gibi açtığında çiçekler

işte oraya uzanıyor dalları ağaçların
boğazın içinde sert hep o rüzgârlı kıyılar
nasıl korunur adam ojeli rüzgârlardan
kadın hep yükseklerden ilerliyor

elinde hep neşeli bir çocuk kadının
hep bir çocuk telaşıyla geliyor
çocuk mahmurluğu biraz bakışlarında
kadın avuçlarında hep delici bir arzu

hep bir sıcak kıştan kalma isteği
hep bir ıslak, hep bir dar o erkeğe
ısınıyor kaldırım parmak uçlarında
yakıyor içine koyduğu hayalini

20 Ara 2008

ANNE

Biliyor muydun anne
adının neden bu kadar
az geçtiğini şiirimde

bana kalırsa ve sadece
bana değil şu tezgahtar
kadına bakılırsa da

eşya işte öyle olduğu
için değinmedim hiç sana
içine girdiklerim içinden çıktığım

içinden geçtiklerim içimde kalanlar
içinde kalmak istediklerim
sen son durağımsın biliyorsun

30 Haz 2008

KIRIK BİR ÇİVİ GİBİ

Parkın önünden geçerken
her sabah onlar,
durup o tuhaf heykelin
altındaki adama bakıyorlar,
işte hayat biraz da böyle der gibi.

Adam da çaprazdan eksik kolu bacağı,
inatla çürümeden gök her kış sabahı,
yerinde, bir önceki gün gibi,
karşısında cam siliyor,
şeytan dürtmüş silkiniyor
dev marketin çırağı.

no: ....
date: ....

No-date!

Kadınların her biri
kırık bir çivi gibi.

29 Haz 2008

ON ÜÇÜNCÜ EV

On üçüncü evim bu benim.
Ispat için size saymayacağım tek tek hepsini,
zira, kısa tutmalıyım hikâyeyi.

Merzifon'da doğduğum ev, tabiatıyla ilki.
İkincisi Balıkesir'de, babamın üstçavuşluğundaki.
Beşincisi yine Merzifon'da
bu kez başçavuşlukta.

Sonra esaslı olan her şeyin,
umutların ve hayallerin,
büyük aşk-ı ihtilâlin başladığı Ankara.

Ortaokul ve erkek liseli
oldukça 'erkeksi' yıllarımdaki iki evle
saymayacağım burada şimdi hiç İzmir'i.

Ardından bir hayata atılma devri,
bir evlilik ama üç evli.

Öncekini geçelim, lâkin,
son evim ilk odam benim.

Uzamasın, burada hikâyeyi bitireyim;
durayım biraz burada,
sonra yürüyüp bağırayım her şeyi sil baştan:
"Seni çekip alıcam lan bu hayattan!"

Adam Sanat, Sayı 199, Ağustos 2002

DÜNÜR ALAYI

Ne çok severdi beni dedelerim!
Yazları sırasıyla yanlarına giderdim:
Bir Emirgân'a, İstanbul'a, bir Uşak'a sevinçle.

Kucaklarından düşürmezlerdi beni hiç,
pamuk elleriyle tutarlar ellerimden, gezdirirlerdi:
Uşak'ta meyva bahçelerinde, Emirgân'da sahilde.

Öyle pahalı hediyeler alamazlardı bana ama
sanırdımki o yıllarda en güzel dünya,
iri şeftali, sulu ayva, bir de elma şekeriyle kos helva.

İlk erkek torundum ben,
çok beklediler beni, çok sevdiler çok,
üzmedim ben de hiç onları.

Biri; alaylı biri, nice zahmetin sonu,
Baltalimanı'nda meşhur Kapri'nin şefgarsonu.

Öteki, nice istasyondan sonra
hayatı koca bir tren, kendi emekli olmuş,
devlet demirin kondüktörü.
-annemdedir hâlâ düdüğü-

İki dedemi de görmedim ben.
Biri adımı veren, adı Derviş,
sırım gibi, yaman,
öteki çok önceleri göçmüş benden,
masmavi gözlü Selânikli Süleyman!

Adam Sanat, Sayı 192, Ocak 2002

26 Haz 2008

BOŞGÜN

kasa yokmuş bugün,
sobayı tutuşturmak için
ihtiyaç duyduğum, tombul manavda.
Köfteci Cemal Abi aldı dedi.

Karşıdaki güzellik salonunun
güzel kalfası camekandan
yine bana gülümsedi
bir leydi edasıyla.

Eski sevgilimin hediyesi
deri çantamın derisini çaldığı için
nefret ettiğim tamirci,
yine dükkanının kapısında.

Sevdiğim siyah beyaz kedi
küçük tuhafiyecinin yanındaki
telefon kulübesinin
üzerinde uyuyakalmış yine.

Her şey yerli yerinde sokağımda
bu pazar sabahı da aynı saatte,
gazetem ayrılmış, sofut diye alayla sattığı
sigaram da var bakkalımda.

Nasılsa yolunda her şey ama
yaşıyorum o duyguyu yine, kafam karışık:
Hangi gün vardır ki akşam olmadık?