12 Mar 2008
BERGAMA'DA O İLK AŞK
ağaçlıklı yoldan, tanıdık bir kare arıyor,
tepede Asklepion'a varıyor, viran kapısında
buraya ölüm giremez yazan eskiden.
Belki de bu kapının eskiden olduğu yerde,
süslenmiş develerle poz veriyor şimdi
nereli olduğunu kestiremediği gülücüklerle
güzel genç kızlar.
Her bir kalıtın önünde asılı
levhaları okuyor dikkatlice,
bir de hiç inanmasa da bir mermer havuza
birkaç para atıyor birkaç dilek tutup.
Bir kemerin altından usulca geçerken o,
aşağıda günebakanlar eğilip selamlıyor ayı
güneş henüz batmamışken,
kızarmış narların tam çatlama zamanı.
Tanrılar aklına giriyor, çamlar meltem üflüyor
seyrelmiş sakalına görmüş geçirmiş adamın,
söylencelere inandığı vakitler çoktan geçmiş,
bir ümitle mermer merdivenlerde yükseliyor,
Ama biliyor hiçbir uykunun yarasını
iyileştirmeyeceğini ve hiçbir tanrının,
hala Bergama'da yaşayan o kadın
gibi heyhat, sevilemeyeceğini.
30 Ara 2007
BİR DELİKANLININ HAYAT MUHASEBESİ
eski sokakta, onlarca kurdi işçi,
kafası da oldukça iyiydi,
hamamın önünde söylenmekteydi..
"Biz hiç bu hamama girmedik be,
bu hamam gibi ıslak ve değildik nemli de,
onun gibi kesif bir küfle isteyecek
kadar geçmişi zalim olmadık biz hiç!
Lakin, onun kadar taş, onun kadar serttik.
Biz en az onun kadar taş taş üstüneydik.
En az onun kadar şimdi tarihin altında kaldık!
Koca bir ömür mezar taşlarımıza
'yorumsuz' yazılmasın diye ağlaştık.
Hayatın silik bir altyazısı bile olamadık,
biz kötü Türkçe dublajlardık!
Sözde delikanlıydık."
ATEŞ VE SAPAN
ve her yer bir çocuğu hemen coşturacak
kadar yeşildi. Yeşil bir denizin içinde
yollar gri birer labirent gibiydi.
Babam atölyeni şefiydi.
Dökme demirden bir sapan yapmıştı bana,
akranlarımkiler ağaç oyması,
turuncuya boyamıştı,
serum lastiğini sicimle bağlamıştı.
Benim turuncu sapanım
-bir benzeri yoktu ve olmamıştır hala-
övünç kaynağıydı babamın.
Bense onunla bir tek kuş bile
vuramamıştım.
Cebimde bir şey yok, bir yazıdaydı benim gözlerim,
gözlerim bütün hangarlarda: ATEŞLE YAKLAŞMA!
AKUSTİK
dizlerinin arasına alıp başını<
sadece düşünen birini düşünün bir.
Bir kere, düşündüğü için sadece
övgüyü haketmiştir, ikincisi değerlidir
yolun kenarında oturduğu için
kimseyi rahatsız etmeden.
Yoldan geçen siz,
bu adam kadar çaresiz ve değerlisinizdir
onun gibi düşünceli olduğunuz için.
Akustik iyidir bu plânda, çünkü,
kimseyi rahatsız etmemektedir!
AJANDA
Ajandasında, dökülen kara zamanların
hem isimleri, hem resimleri var dökülen.
Bilineni tekrara lüzum yok,
orada yaşandı o zaman ve bitti,
dedi, otuzbeş milimetrelik montaj
makinesinin başında uyandığında bir sabah,
eski zaman perdelerinin yanında.
Araladı kütük gibi ajandasını,
-kütük gibiydi hâlâ-
bir eliyle her bir telin arasında
kaç gecenin kokusunu taşıyan
saçlarını taradı ki, bu tam bir taramaktı,
yerinde olduklarından emin olmak için sanki,
aralandı o ân biraz bilinci,
Sıradan değil hiçbir şey hiçbir zaman, diyebildi;
bulduğunda ajandada sahiden içini burkan
bir isim ve bir resmi.
YEDEK ANAHTAR
Küçük vidası düştü gözlüğümün koltuğuma,
çok merak saldığım son zamanlarda okuyamadım
Curtis’in şiirlerini bir türlü bir günün soluk sonu:
Yerine takamadım çünkü lânet vidayı bir türlü!
Bayağı yağmur yağıyordu, laf aramızda,
yağmurlar karıştırır insanın aklını ara sıra.
Aptal oluyorum sabahları ve gözlüksüzken.
Vereceğim ilk derse yetişmek için ettiğim aceledendi,
gömleğimin kol düğmelerini ilikleyemedim
epeyce zaman yitirip küfredip sinirlenmeden
otobüsteki olası yokluğuma,
yağmur hızlanarak geliyordu sokağıma.
Durağa yakın büfeden bir sosisli istedim sonra hızla,
ketçap iğrençtir, hardallı, acı iyidir sabahları,
köşedeki seyyardan bir bilet aldım,
gazetemi alırken bayiimden birden hatırladım,
o güzele verdiğim randevuya yetişemeyeceğimi asla
geçen gece tanıştığım o barda, hava çok soğumuştu ama.
Hiçbiriyle uğraşırken pek becerikli sayılmam gerçi ama,
soldan sağa, sağdan sola geçirirken aleti farkettim,
hep ihmal ettiğim serçe parmağımın tırnağını keserken
zorlandım epeyce ayağımın akşam,
ellerim titriyordu soğuktan yalnızlıkta ve böyle eller,
pek çok şeyi ihmal ederler belki ama biliyorum
birçok şeyi de sessizce hallederler.
Biliyorum aslında: Hangi cepte olduğum değil önemli olan,
şıkırtılarımla değmek isterim teninize,
hiçbir kilide giremiyorum, açamıyorum hiçbir kapıyı,
yedek bir anahtar gibiyim, aslından sonradan yaptırılan,
belki de hiç beklenmedik yepyeni bir kapıdan
şimdi girecek gibiyim
buzdan bir çilingirin sürpriz mirasından!