kasa yokmuş bugün,
sobayı tutuşturmak için
ihtiyaç duyduğum, tombul manavda.
Köfteci Cemal Abi aldı dedi.
Karşıdaki güzellik salonunun
güzel kalfası camekandan
yine bana gülümsedi
bir leydi edasıyla.
Eski sevgilimin hediyesi
deri çantamın derisini çaldığı için
nefret ettiğim tamirci,
yine dükkanının kapısında.
Sevdiğim siyah beyaz kedi
küçük tuhafiyecinin yanındaki
telefon kulübesinin
üzerinde uyuyakalmış yine.
Her şey yerli yerinde sokağımda
bu pazar sabahı da aynı saatte,
gazetem ayrılmış, sofut diye alayla sattığı
sigaram da var bakkalımda.
Nasılsa yolunda her şey ama
yaşıyorum o duyguyu yine, kafam karışık:
Hangi gün vardır ki akşam olmadık?
26 Haz 2008
19 Haz 2008
O BAKIR YEŞİL DÜDÜK
o bakır yeşil düdükle ben
çok zamandır çekmecedeydik
hiç açılmadık
Sırası geldi şimdi
o tren bacaklı kadınla ben,
çok camdan sarkmaların hüznü
hep aynı makasta karşılaşırdık.
Sırası geldi, şimdi hatırladım.
o bakır sarı yüzlü kadın
onun yüzlerce yüzü aynı vagondaydık.
Şimdi geldi sırası, indi,
camda şirin hayaletler belirdi.
çocuk umutları bitiren
o kentin göbeği o yerden
kesilen bağ o tren.
Şimdi sırası mıydı,
tüm gidişler uçarı!
"Trenler her ne kadar
bağışlasa da uzaklıkları,
trenler,
birbirine ulaştırmaz
yalnızlıkları."
çok zamandır çekmecedeydik
hiç açılmadık
Sırası geldi şimdi
o tren bacaklı kadınla ben,
çok camdan sarkmaların hüznü
hep aynı makasta karşılaşırdık.
Sırası geldi, şimdi hatırladım.
o bakır sarı yüzlü kadın
onun yüzlerce yüzü aynı vagondaydık.
Şimdi geldi sırası, indi,
camda şirin hayaletler belirdi.
çocuk umutları bitiren
o kentin göbeği o yerden
kesilen bağ o tren.
Şimdi sırası mıydı,
tüm gidişler uçarı!
"Trenler her ne kadar
bağışlasa da uzaklıkları,
trenler,
birbirine ulaştırmaz
yalnızlıkları."
11 Haz 2008
ESKİ CEKET
Yine sıkıntıyla oturuyordu
buğulu camın ardında
günlerdir yaptığı gibi.
Mavi çinko çaydanlıktan
yükselen ıslıktı en belirgin ses
ve iskemlenin çıtırtısı.
Okşayıp başını kedisinin,
yuvarlanan gözyaşlarını sildi,
içinde belli belirsiz bir
dışarı çıkma isteği belirdi, gerindi,
kedinin tuhaf hareketlerini izledi,
hissettiği,
yitmiş bir arkadaştan kalan
eski bir ceketi giymek gibi birşeydi.
Adam Sanat, Sayı 295, Nisan 2002
buğulu camın ardında
günlerdir yaptığı gibi.
Mavi çinko çaydanlıktan
yükselen ıslıktı en belirgin ses
ve iskemlenin çıtırtısı.
Okşayıp başını kedisinin,
yuvarlanan gözyaşlarını sildi,
içinde belli belirsiz bir
dışarı çıkma isteği belirdi, gerindi,
kedinin tuhaf hareketlerini izledi,
hissettiği,
yitmiş bir arkadaştan kalan
eski bir ceketi giymek gibi birşeydi.
Adam Sanat, Sayı 295, Nisan 2002
12 Mar 2008
BERGAMA'DA O İLK AŞK
Eski sütunlu caddeyi tırmanıyor
ağaçlıklı yoldan, tanıdık bir kare arıyor,
tepede Asklepion'a varıyor, viran kapısında
buraya ölüm giremez yazan eskiden.
Belki de bu kapının eskiden olduğu yerde,
süslenmiş develerle poz veriyor şimdi
nereli olduğunu kestiremediği gülücüklerle
güzel genç kızlar.
Her bir kalıtın önünde asılı
levhaları okuyor dikkatlice,
bir de hiç inanmasa da bir mermer havuza
birkaç para atıyor birkaç dilek tutup.
Bir kemerin altından usulca geçerken o,
aşağıda günebakanlar eğilip selamlıyor ayı
güneş henüz batmamışken,
kızarmış narların tam çatlama zamanı.
Tanrılar aklına giriyor, çamlar meltem üflüyor
seyrelmiş sakalına görmüş geçirmiş adamın,
söylencelere inandığı vakitler çoktan geçmiş,
bir ümitle mermer merdivenlerde yükseliyor,
Ama biliyor hiçbir uykunun yarasını
iyileştirmeyeceğini ve hiçbir tanrının,
hala Bergama'da yaşayan o kadın
gibi heyhat, sevilemeyeceğini.
ağaçlıklı yoldan, tanıdık bir kare arıyor,
tepede Asklepion'a varıyor, viran kapısında
buraya ölüm giremez yazan eskiden.
Belki de bu kapının eskiden olduğu yerde,
süslenmiş develerle poz veriyor şimdi
nereli olduğunu kestiremediği gülücüklerle
güzel genç kızlar.
Her bir kalıtın önünde asılı
levhaları okuyor dikkatlice,
bir de hiç inanmasa da bir mermer havuza
birkaç para atıyor birkaç dilek tutup.
Bir kemerin altından usulca geçerken o,
aşağıda günebakanlar eğilip selamlıyor ayı
güneş henüz batmamışken,
kızarmış narların tam çatlama zamanı.
Tanrılar aklına giriyor, çamlar meltem üflüyor
seyrelmiş sakalına görmüş geçirmiş adamın,
söylencelere inandığı vakitler çoktan geçmiş,
bir ümitle mermer merdivenlerde yükseliyor,
Ama biliyor hiçbir uykunun yarasını
iyileştirmeyeceğini ve hiçbir tanrının,
hala Bergama'da yaşayan o kadın
gibi heyhat, sevilemeyeceğini.
30 Ara 2007
BİR DELİKANLININ HAYAT MUHASEBESİ
Hacı Arif Sokak'ta tadilat vardı
eski sokakta, onlarca kurdi işçi,
kafası da oldukça iyiydi,
hamamın önünde söylenmekteydi..
"Biz hiç bu hamama girmedik be,
bu hamam gibi ıslak ve değildik nemli de,
onun gibi kesif bir küfle isteyecek
kadar geçmişi zalim olmadık biz hiç!
Lakin, onun kadar taş, onun kadar serttik.
Biz en az onun kadar taş taş üstüneydik.
En az onun kadar şimdi tarihin altında kaldık!
Koca bir ömür mezar taşlarımıza
'yorumsuz' yazılmasın diye ağlaştık.
Hayatın silik bir altyazısı bile olamadık,
biz kötü Türkçe dublajlardık!
Sözde delikanlıydık."
eski sokakta, onlarca kurdi işçi,
kafası da oldukça iyiydi,
hamamın önünde söylenmekteydi..
"Biz hiç bu hamama girmedik be,
bu hamam gibi ıslak ve değildik nemli de,
onun gibi kesif bir küfle isteyecek
kadar geçmişi zalim olmadık biz hiç!
Lakin, onun kadar taş, onun kadar serttik.
Biz en az onun kadar taş taş üstüneydik.
En az onun kadar şimdi tarihin altında kaldık!
Koca bir ömür mezar taşlarımıza
'yorumsuz' yazılmasın diye ağlaştık.
Hayatın silik bir altyazısı bile olamadık,
biz kötü Türkçe dublajlardık!
Sözde delikanlıydık."
ATEŞ VE SAPAN
Her şey insanı sıkacak kadar düzenli
ve her yer bir çocuğu hemen coşturacak
kadar yeşildi. Yeşil bir denizin içinde
yollar gri birer labirent gibiydi.
Babam atölyeni şefiydi.
Dökme demirden bir sapan yapmıştı bana,
akranlarımkiler ağaç oyması,
turuncuya boyamıştı,
serum lastiğini sicimle bağlamıştı.
Benim turuncu sapanım
-bir benzeri yoktu ve olmamıştır hala-
övünç kaynağıydı babamın.
Bense onunla bir tek kuş bile
vuramamıştım.
Cebimde bir şey yok, bir yazıdaydı benim gözlerim,
gözlerim bütün hangarlarda: ATEŞLE YAKLAŞMA!
ve her yer bir çocuğu hemen coşturacak
kadar yeşildi. Yeşil bir denizin içinde
yollar gri birer labirent gibiydi.
Babam atölyeni şefiydi.
Dökme demirden bir sapan yapmıştı bana,
akranlarımkiler ağaç oyması,
turuncuya boyamıştı,
serum lastiğini sicimle bağlamıştı.
Benim turuncu sapanım
-bir benzeri yoktu ve olmamıştır hala-
övünç kaynağıydı babamın.
Bense onunla bir tek kuş bile
vuramamıştım.
Cebimde bir şey yok, bir yazıdaydı benim gözlerim,
gözlerim bütün hangarlarda: ATEŞLE YAKLAŞMA!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)